Reklam
Reklam
iosb ikitelli haber -
$ DOLAR → Alış: 5,71 / Satış: 5,73
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

Çiçeklere ve Renklere Duyduğum Hayranlık Beni Bu Sanata Yönlendirdi

admin
admin
  • 17.04.2017
  • 1.808 kez okundu

Büyük bir sabır ve zahmet ile vücuda getirilen ebru, Türklerde kâğıdın süsleme sanatlarında kullanılmasıyla büyük aşama kaydetmiştir. Ebru tarih boyunca kelime anlamı olarak çeşitli biçimlerde ifade edilmiştir. Bulut gibi, mermer damarları gibi renkli, dalgalı ve hareli şekillerle kâğıfiara yapılan süsleme sanatı şeklinde tanımlanan ebrunun bazı kaynaklarda yüzsuyu anlamına gelen “ab-ı ru” sözcüğünden geldiği söylenmektedir. Ebruda su üzerine bırakılan boya damlaları, düştükten sonra yayılırlar ve çeşitli şekiller oluştururlar. Sonuç olarak insan elinin de müdahalesi ile inanılmaz görüntüler çıkar ortaya… İşte o inanılmaz ve görenleri etkileyen görüntüleri, hayal dünyası ile buluşturarak bizlere sunan bir ebru sanatçısını tanıtacağız sizlere. Ebru sanatının yanı sıra tezhip ve minyatürle de ilgilenen Emine SOLAK, sanatına ilişkin merak edilenleri İkitelli 05B Haber’e anlattı.

■ Türk Kültürünün en önemli geleneksel sanatların-dan biri olan ebru sanatıyla iştigâ1 ediyorsunuz. Bu alanda düzenlenen yarışmalarda aldığınız ödülleriniz ve pek çok koleksiyonda eserleriniz mevcut. Ne zamandan beri bu sanata gönül verdiniz? Nasıl başladı-nız? Kısaca kendinizi okurlarımıza tanıtır mısınız? Ebrû sanatıyla tanışmam 2005 senesinde Caferağa Medresesi’nde hocam Ayla Makas’ın dersleriyle oldu. Daha sonra Ayla hocanın da hocası olan Fuad Başar’ın derslerine devam ettim ve 2007 senesinde Fuad hocadan ebru icazetimi aldım Bu sene itibariyle tam on sene olmuş, sanki dün gibi..

■ Sizi ebrû yapmaya yönlendiren ya da ebrû sanatında sizi çeken şey neydi? Emine SOLAK: Çiçeklere ve renklere duyduğum hayranlık beni bu sanata yönlendirdi. Başlangıçta çok farkında olmadığım sonrasında fark ettiğim ve pek çok kişiden de duyduğum ruhumdaki sanata ve sanatın hakim ol-duğu her şeye meylim açığa çıktı. Detaycı nizacım sayesinde sanatta daha iyiyi ve güzeli arayarak ilk günkü heyecanımla çalışmaya devam ettim. Tabii ki öncelikle Rabbim nasip etti. Siz neyi talep eder ve gayret ederseniz, size o yöndeki kapılar O’nun izniyle açılıyor.

■ Kişisel atölyenizde pek çok ebru talebesi yetiştiriyorsunuz. Geleneksel sanatlarda eğitim metodunun ustaçırak ilişkisine muhtaç olduğunu biliyoruz. Bu konuda okuyucularımıza neler söylemek istersiniz? SOLAK: Geleneksel sanatlarda eserlerin uzun ömürlü olabilmesi için doğal malzemeler kullanılmaktadır ve bu malzemelerin hiçbirinin standart bir ölçüsü yoktur. Dolayısıyla talebe, (Dikkat edin öğrenci demiyorum talebe diyorum, çünkü bu eğitimi kalpten gelen bir istekle talep etmeli.) ölçüsü olmayan tamamen el ve göz yordamıyla hazırlanan malzemelerin kullanımını; öncelikle ustasını dinleyerek ve uzun uzun gözlemleyerek, sonrasında tüm öğrendiklerini kendi teknesinde defalarca tekrar edip, kâh yaparak kâh bozarak öğrenebilir. Eğer hocanızı bilerek ve isteyerek seçtiyseniz ve onun gerek teknik gerekse zevk konusunda ehil olduğuna itimâdmız tam ise ona teslim olarak işe başlamalısmız Çünkü teslim olmak öncelikle nefsinize zor gelir ve sanat aslında çok mühim bir nefis terbiyesi aracıdır. Değil bir sanat öğrenmek sadece bir eser meydana getirebilmek için bile çok uzun zaman mesâi harcamak gerekir. Uzaktan ba-karak bunu kolay bir iş zannedip öyle olmadığını fark ederek yarım bırakanların sayısı hiç de az değildir. İşte bu sabır ve sebatı gösterebilmek için nefis terbiyesi şarttır. Sanat; sabır, gayret ve tevekkül ile bu yolda ilerleyenlere kendini açarak sırlarını açık eder ve siz kendinizi hiç ummadıgımz yerlerde hiç ummadığınız hâllerle hâllenmiş olarak bulursunuz.

■ Ebrûnun geleneksel sanatların di-ğer dallarıyla olan münasebetinden bahseder misiniz? SOLAK: Ebrû sanatı uzun seneler boyunca husûsiyetle cilt sanatında, sonrasında hat sanatı ve ka’tı sanatı gibi sanatlara yardımcı sanat olarak icra edilmiş Üstadımız Necmeddin Okyay’ın ıslah ettiği çiçekli ebrûlar ve icâd ettiği akkâse ebrûsu ile müstakil bir sanat hâlini alarak tek başına duvarları süslemeye başlamış. Bunun neticesi olarak bugün çok daha fazla insana hitâb etmektedir.

■ Sizin farklı sanatlara ne şekilde meylettiğiniz hususunda da düşüncelerinizi öğrenmek isteriz. SOLAK: Bu sanatların icrâsmda bir doyumsuzluk hissi vardır. Birine başlayınca diğerleri de sizi yavaşça içine çekmeye başlar. Biraz da heyecanlı bir yaratılışa sahipseniz daha fazlasını yapma hususunda kendinizi tutamazsınız. Ben ebrû sanatından icâzetimi alıp meslek olarak icrâ etmeye başladıktan sonra öncelikle yine çiçeklerle ve renklerle hemhâl olduğunuz bir süsleme sanatı olan tezhib sanatına meylettim. 2007 senesinde hocam Emel Türkmen’le başladığım eğitimimde şu an icazet hilyemi süslemekteyim. Tezhib; bazen bir eseri bir senede tamamlayabildiğimiz, çok uzun soluklu, ucu bucağı olmayan, sabrın zirvesi bir sanat.

■ Osmanlı saray kültür geleneğinden gelen bir sanat tezhib. Sizin aracılığınızla bu sanatı okuyucularımıza tanıtmak isteriz. Nasıl yapılır? Hangi malzemeler kullanılır? SOLAK: Osmanlı saraylarında nakkaşhâne usûlü çalışılırmış. Desen ve renk onayını veren bir nakkaşbaşı ve onun denetiminde deseni çizenler, uygulayanlar, cetvelkeşler varmış. Bugün ise bunların tamamını tek bir kişi yapabilecek şekilde yetişiyor. Öncelikle asitsiz kağıtları Osmanlı usûlü nişasta ve suyla yaptığımız doğal yapıştırıcıyla üst üste yapıştırarak bir nevi kalın karton olan murakkâmızı yapıyoruz. Eserin yüzyıllarca bozulmadan kalabilmesi için kağıtların asitsiz olması çok mühim. Daha sonra hüsnü hattı ve onun etrafına üzerine tezhib yapacağımız el yapımı kağıdı yine nişastalı muhallebiyle yapıştırıyoruz. Ve üzerine fırçayı daha kolay kullanabilmeyi sağlayan âhar dediğimiz işlemi yapıyoruz. Hazırladığımız murakkâ ne kadar uzun süre beklerse üzerinde çalışmak o kadar kolay oluyor. Desen tasarımı eskiz kağıdı ve kalemle uzun denemeler sonucunda ortaya çıkıyor sonrasında deseni hazırladığımız murakkaya geçirip 18 ayar ve 24 ayar gibi hakiki altın çeşitleri ve boyalarla desenimizi hattın etrafına uyguluyoruz.

■ Yakın zamanda ebrû ve tezhibin yanında minyatür sanatına da merak sardığınızı biliyoruz. Bizimle meşgul olduğunuz bu yeni sanatla ilgili heyecanınızı paylaşmanızı isteriz. SOLAK: Gerek ebrû sanatıyla gerekse tezhib sanatıyla beraber kullanımında çok keyifli tasarımların ortaya çıktığı bir sanat dalı minyatür. Aslında yaklaşık beş senedir aklımda olduğu halde çok yoğun zaman ayırmak durumunda kaldığım tezhib sanatında icazetimi almadan başlamaya cesaret edemedim. Hem kendi sanatları icrasında zenginlik için hem de talebelerimin ebreınun yanında farklı bir sanat dalıyla da tanışabilmelerini sağlamak için minyatür serüvenine başladım. Gerek çiçek taramaları gerek mimari içerikli minyatür çalışmalarmı kah kendi ebrûlarımm üzerine kâh tezhib tasarımlarımda tecrübe ederek yeni eserlere imza atmak istiyorum. Rabbim dâim etsin ve bizi sevdiği işlerde istihdâm etsin.

■ Bu sanatlara hakkıyla vakıf olabilmek için İslam kültürüyle yoğrulmak mı gerekiyor? SOLAK: Geleneksel sanatlann olmazsa olmazı Islam kültürüdür. Kur’an-ı Kerim’in nüzülü ile birlikte öncelikle onu yazmak, sonrasında ise sanatlı olarak yazmak ihtiyacı hasıl olmuştur. Ve böylece hüsnü hat (güzel yazı) sanatı ortaya çıkmış. Daha sonra Allah kelâmı ve hadis-i şeritleri daha da güzelleştirmek için tezhib sanatı, zamanla el yazması kitapların içinde vukû bulan hadiselerin anlatılması için minyatüre ihtiyaç duyulmuş ve onları kitap haline getirebilmek için cilt sanatı ortaya çıkmıştır. Bu çerçeveden bakıldığında tezhibin hattın ihtişammı örtecek güzellikte olmaması gerektiğinden, minyatürün Allah’ın yarattıklarma birebir benzememesi için tek boyutlu resmedilmesine kadar her şey Islam kültürü çerçevesindedir. Geleneksel sanatlarla iştigal eden bir sanatkâr kendisinin sadece bir mukallit olduğunu asıl sanatkarm ise Sâni ismiyle her türlü sanatlı yaratılışm sahibi olan Allah Teâla olduğunu bilir ve asla kibre kapılamaz.

■ Aslında bizim geleneğimizin bir parçası olduğu halde geleneksel sanatlarımızdan habersiz gençlerimiz var. Ülkemizde bu sanatı geliştirmek ve yeni nesillere aktarabilmek için sizce neler yapılmalıdır? SOLAK: Yeni nesillerin inceliğe ve hassasiyete ihtiyacı var. İnceliğin ve hassasiyetin en güzel vesilelerinden biridir sanat. Osmanlı’ya hatta öncesinde Selçuklu’ya baktığımızda bırakın kağıdı, taştan demire kadar her şeye sanatla çok ince bir dokunuşla dokunulmuş olduğunu görürüz. Çünkü inceldikçe dağa, taşa, kurda, kuşa ve dahi insana karşı daha hassas ve daha merhametli olacağız. Bunun için bizim kişisel gayretlerimizin haricinde devletimizin; kültürümüzün tanıtımı ve desteklenmesi husûsunda gerek etkinlikler gerekse iletişim araçlarını kullanarak gençlere ulaşması gerekmektedir.

BİZİM KİŞİSEL GAYRETLERİMİZİN HARİCİNDE DEVLETİMİZİN; KÜLTOROMOZON TANITIMI VE DESTEKLENMESİ HUSUSUNDA GEREK ETKİNLİKLER GEREKSE İLETİŞİM ARAÇLARINI KULLANARAK GENÇLERE ULAŞMASI GEREKMEKTEDİR.

■ Geleneksel Türk el sanatlarına ilgi duyan okuyucularımıza tecrübelerinize dayanarak neler tavsiye edersiniz? SOLAK: Öncelikle sınırsız bir hayal dünyası ve heyecanları olması gerekiyor. Mesela daha elinizde bir iş varken başka işlerin hayallerini kurar belki ömrünüzün yetmeyeceği kadar çok eser için heyecan duyarsmız. Bu sizi hayata karşı sağlam, umutlu ve mutlu kılar. Şahsen ben öyleyim şu an çizdiğim erguvan dalı Şubat aymda Mayıs havası estiriyor içimde..

■ Bize kıymetli zamanınızı ayırdığınız için ve geleneksel sanatların tanıtımı hususunda gösterdiğiniz hassasiyet için size teşekkür ederiz. ilim yolunda hizmetlerinizin devamını dileriz.. SOLAK: Ben teşekkür ederim.

Kaynak: İkitelli OSB Haber Dergisin