Reklam
Reklam
iosb ikitelli haber -
$ DOLAR → Alış: 5,85 / Satış: 5,87
€ EURO → Alış: 6,55 / Satış: 6,58

Tarihin ve Doğanın Harmanı Bir Kampüs Üiniversitesi

admin
admin
  • 25.12.2016
  • 586 kez okundu

mehmet-bulutİstanbul sabahattin zaım üniversitesi rektörü Prof. Dr. Mehmet BULUT

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi 2010 yılında İstanbulda İlim Yayma Vakfı tarafından kurulan bir vakıf üniversitesi. Medeniyetimizin değerlerini özümseyen, bilim üreten, insanlığa hizmet eden, donanımlı, geleceği şekillendiren, erdemli ve lider insanlar yetiştirmeyi misyonu, akademik ve fiziki alt yapısı ile öne çıkan, mezunları tercih edilen, yayınları başvuru kaynağı olan ve üniversiteler arasında ilk yedide yer alan bir araştırma üniversitesi olmayı vizyonu olarak kabul eden İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesini sizlere tanıtmak istedik.

Başkanliğımızın üniversite-sanayi işbirliği kap-samında protokol imzaladığı üniversitelerden biri olan Istanbul Sabahattin Zaim Üniver-sitesinin eğitim ilkelerini, öğrenci profilini, eğitim hedeflerini, Üniversitenin Rektörü Prof. Dr. Mehmet BULUT ile konuştuk. ilim ve irfan yoluna gönül vermiş “güzel insanların” kurduğu Istanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nin temel önceliğini; geleceğin ihtiyaçlarına göre öğrencilerini dünya standartlarında bir yüksek eğitim ve öğretimle donatmak, öğretim elemanlarına alanlarıyla ilgili geniş bir araştırma altyapısı sunmak ve ulaşılan bilgi birikimini başta ülkemiz olmak üze-re tüm dünya insanlığının hizmetine sunmak olarak belirleyen Prof.Dr. Mehmet BULUT okuyucularımızın dikkatini çekecek ifadelere yer verdi.

■ Öncelikle İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi hakkında bilgi almak istiyoruz. Kaç fakültesi var? Hangi bölümlerde eğitim verilmektedir? Vizyonunu ve misyonunu belirleyen temel kriterler nelerdir? Mehmet BULUT: Öncelikle kendimi tanıtmakla başlayayım. Ben 1970 yılında Çanakkale’de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi yine Çanakkale’de yaptım. Yük-sek öğrenimimi İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde tamamladım. İlk master’ı da yine İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde orada yaptım ve daha sonra üniversitede asistan oldum. Aynı dönemde Ankara’da ve İstanbul’da iki farklı üniversitede ayrı ayrı doktora programlarına katıldım ve derslerini bitirdim. İkisinde de ayrı ayrı yeterliliği verdim. 1996 yılında Hollanda’ya doktora yapmaya gittim. Hollanda doktora için gittiğim üçüncü yerdi. Oraya gittiğimizde öncelikle master derecesi verdiler, daha sonrasında ise 2000 yılında Hollanda Utrecht Üniversitesi’nde doktoramı tamamladım. 2000 yılında Ankara’ya döndüm. 2011 yılına kadar Başkent Üniversitesi’nde çalıştım. O arada Ereğli’de bir çelik fabrikasında, İskenderun demir çelik fabrikalarında yönetim kurulu üyeliği, Erdemir Romanya’da yönetim kurulu başkanlık ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulundum. Bunların yanı sıra Solak Ambalaj’m Arcelor ile Ereğli’de ortak yürüttüğü bir şirkette de yönetim kurulu üyeliği yaptım. 2006 yılından sonra Türk Telekom grubunda yönetim kurulu üyeliği ve danışmanlık yaptım. TTNET ve Avea başta olmak üzere Türk Telekom grubunda çalışmalar yürüttüm. Ayrıca 2011 yılma kadar Harvard ve Cambridge Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundum. 2011 yılında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesinin dekanlığını ve rektör yardımcılığını üstlendim. Aynı dönem Princeton Üniversitesi’nde de misafir öğretim üyesi olarak araştırmalar yaptım. 2012-2016 yılları arasında ise YÖK üyesi görevini üstlendim, Türkiye’nin seçkin bilim adamlarının yer aldığı bir bilim akademisi olan Türkiye Bilimler Akademisi TOBAda da halen üyeliğim devam ediyor. 2013 yılmdan beri de İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi rektörlük görevini yürütüyorum.

Burası tarıhın ve doğanın harmanı bir kampüs üniversitesi. ağaçlarımız 300, binalarımız 150 yıllık. bu ünıversıtenın bir yanı tarıhe bir yanı doğaya açılıyor.

Çok donanımlı, birikimli bir isimle karşı karşıyayız. Üniversitelere baktığımızda ve yeni kuşağı değerlendirdiğimizde gençlerin bu kadar ciddi kariyer hedefleri var mı? Bir üniversite rektörü olarak bireylerin bu doğrultuda ilerlediğini düşünü-yor musunuz? BULUT: Aslında kariyer hedefi meselesi üniversiteler tarafından geliştirilebilecek bir mesele. Yani bizim önümüze lise mezunları olarak taze beyinler geliyor. Tabi bu kuşak sürekli değişiyor, beklentileri farklılaşıyor. Eğitim kurumlarının, firmaların, piyasanın beklentileri gençleri yönlendiriyor. Dünya genelinde eğitim kurumlarının ve üniversitelerin önemli farklılaşmalar içinde olduğunu görüyoruz. Dünyada; özellikle son yıllarda üniversitelerin bir kısmı, “teaching” yani eğitim alanında ihtisaslaşırken bir kısmı “research” yani araştırma alanında ihtisaslaşıyor. Bir kısmı da bu ikisini birlikte yürüten kurumlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu nokta-da özellikle ikisini birlikte yürüten üniversitelerin üniversite-sanayi iş birliğine çok ayrı bir önem verdiklerini görüyoruz. Bizim dönemimizdeki ilim adamları için söylersek; alim tipi insanlar sadece ekonomiyi bilen değil siyaseti, hukuku, psikolojiyi yerine göre fıkhı, tefsiri, hadisi de bilen tam teşekküllü adamlar olarak yetiştiler. Lakin bugün dünya genelinde mütehassıs hocalar görüyoruz. Mesela ben iktisatçıyım hatta iktisadm içinde iktisat tarihçisiyim. İktisat tarihinin içinde Osmanlı, Avrupa erken dönem iktisat tarihçisiyim. Bu noktada mütehassıs kavramını bir alanda spesifik bir şekilde uzmanlaşmak olarak yorumlayabiliriz. Peki, doğru yöntem nedir? Tek bir konuda uzmanlaşmak mı yoksa genel kapsamda uzmanlaşmak mı? 1776 yılında, Adam Smith “Ulusların Zenginliği” eserinde ülkeleri diğerlerinden farldılaştıran özelliklerden birinin ihtisaslaşma ve iş bölümü olduğunu belirtiyor. Yani hangi ülke belli alanlarda ihtisaslaşır ve iş bölümüne dayalı üretime geçerse o ülke diğerlerine göre daha hızlı büyür diyor. Aslında bizde bu duruma Adam Smith’den önce Gazali, Ibn-i Haldun işaret etmişti ama Smith daha sistematik hale sokup, modern ekonominin diliyle vaaz etti. Kısacası ihtisaslaşma belli bir alanda hızlı ve kaliteli üretimi doğurmuş olur. Elbette ki faydasının yanında özellikle ihtisas noktasında, aşırı ihtisaslaşma deyim yerinde ise; ormanın bütünlüğünü görmemizi ihmal etmemize sebep oldu. Yani ormanm bütünlüğünü kaybettiğiniz-de orman içinde kayboluyorsunuz. Sadece ağaca değil ağacın merkezine yoğunlaşmayı da başarmak gerekiyor. Dünya bunu fark etti ve artık aşırı ihtisaslaşmadan daha makro bir bakışa nasıl erişilebilir sorusuna yanıt bulmayı amaçlıyor. Üniversitelerde bu alanlara yönelik yeni eğitimler, dersler imkanı sunuyor. Biz bu çerçevede üniversitemizde aşırı ihtisaslaşma ile beraber öğrenciyi hem fotoğrafın tümünü görecek daha makro bir bakışa kavuşturmak hem de kendi medeniyetimizin kişiliğini, kimliğini bulabilmesi, ona yaslanarak istikbale yürümesi için “ortak seçmeli dersler havuzu” koyduk.

■ Ortak dersler, fakülteye göre farklılık gösteriyor mu? BULUT: Bütün fakülteler için on altı ortak seçmeli ders koyduk. Bütün fakültelerin öğrencileri bu havuzdan sekizini seçebiliyor. Mesela bu dersler içerisinde “Osmanlı Medeniyeti”, “İslam Düşüncesi ve Felsefesi”, “Matematik ve Doğayı Anlamak”, Sosyal Sorumluluk Projeleri” dersleri de var. Öğrenci alanına göre kendine yakın dersleri seçebiliyor. Örneğin bir satış elemanının sadece pazarı bilmesi yetmiyor. Psikolojiyi, sosyolojiyi, medyayı yani interdisipliner çalışabilmesi için gereken her alana dair bazı noktaları yakalaması gerekiyor. Eğer Türkiye’de satış yapıyorsa Türk kültürünü, yurtdışında satış yapıyorsa oraların kültürü-nü ve medeniyetin kodlarını bilmesi gerekir. Dolayısıyla bir öğrenci hangi bölümde okiırsa okusun daha geniş bir bakış açısma ve alt yapıya ihtiyacı var.

■ Sabahattin Zaim Üniversitesi ortak dersler koyarak aslında çok önemli bir adım atmış ama üniversitenin eğitim kıstaslarının olmazsa olmazları nelerdir? Araştırmaya teşvik etmek, bilime teşvik etmek diyebilirsiniz. Diploma alıp mezun olmak yetmiyor ne yazık ki. Çok sayıda üniversite mezunumuz var ama bir o kadar da üniversiteli işsisizimiz var. Bu gençleri iyi bir iş hayatına konumlandırabilmek, ülkesine ve topluma kazandırabilmek için Sabahattin Zaim üniversitesi neler yapmaktadır? BULUT: Bizi diğer bütün üniversitelerden farklılaştıran beş temel öğeyi size belirtebilirim. Tarihi medeniyeti, coğrafi birikimiyle bütünleşmiş, barışmış, toplumuyla barışık bireyler yetiştirmek konusunda biz ayrı bir müfredat izliyoruz. Birinci nokta ortak seçmeli dersler. İkincisi, isteyen tüm öğrencilerimize seçmeli bir ders formatında üç dil öğrenme fırsatı veriyoruz. %30 veya %100 İngilizce veya %30 Arapça, %100 Arapça gibi lisans programlarımız var. Öğrencimiz hazırlık programı ile bu dilleri öğreniyor yanına biz ikinci ve üçüncü dili öğretiyoruz. Yani en az üç dil evladım

Üniversitemizde, aşırı ihtisaslaşma ile beraber öğrenciyi hem fotoğrafın tümünü görecek daha makro bir bakışa kavuşturmak hem de kendi medeniyetimizin kışılığını, kımliğini bulabilmesi, ona yaslanarak istikbale yürümesı içın “ortak seçmelı dersler havuzu” koyduk. diyoruz. Seçmeli bir şekilde öğrettiğimiz dillerden biri de Osmanlıca. 600 yıllık Osmanlı Medeniyeti daha geriye gidersek Selçukluyla 1000 yıllık tarihimizi orijinal belgelerden, kaynaklardan okuyabilmeleri için bütün öğrencilerimize bunu öğretmeye çalışıyoruz. Bu yıl müstakil binada diller okulu açtık. Hem geçmişin birikimini hem de çağı bilmek için İngilizceyi mutlaka öğretiyoruz. Üç dili öğrenen ama onunla yetinmeyen öğrencimiz içinde dördüncü dil olarak Çinceyi, Rusçayı, ispanyolcayı da seçme hakkı tanıyoruz. Böylece bir Sabahattin Zaim Üniversitesi öğrencisi iş hayatına ikiüç adım önde başlama fırsatı yakalıyor. Üçüncü olarak; bu üniversite çok genç bir üniversite ama çok hızlı bir şekilde üniversite-sanayi iş birliğini geliştirmeye çalışıyoruz. İkitelli Organize Sanayi Bölgesindeki sanayicilerimiz başta olmak üzere teori ile pratiğin iç içe sürdürüldüğü bir eğitim vermeye çalışıyoruz. Uluslararası sistem ekonomisi finans merkezi açtık. BDDK, Merkez Bankası, SPK, Borsa gibi kurumlar ve katılım bankaları olan Albaraka, Kuveyt Türk ile iç içe eğitim yapıyoruz. Örneğin Gıda Mühendisliği bölümü çerçevesinde gıda firmalarıyla özellikle helal gıda ve gıda güvenliği konusu başta olmak üzere birçok konuda yan yana eğitim veriyoruz. İkitelli’deki sanayicilerimizle bilgisayardan endüstriye, yazılımdan gıdaya kadar birçok bölümdeki hocalarımızı ve öğrencilerimizi buluş-turacağız. Firmalarımızın nitelikli, kalifiye eleman ihtiyacını karşılamaya çalışacağız ve danışman desteği suna-cağız. Ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi için üniversite-sanayi işbirliğinin önemsenmesi gerektiğini düşünüyorum. Dördüncü olarak; üniversitemiz uluslararası üniversite hüviyetine çok kısa zamanda kavuştu. Şu anda öğrencilerimizin ve hocalarımızın %10’dan fazlası uluslararası akademik ve öğrenci statüsünde yer alıyor. Daha altmcı yılımızdayız fakat 7 bin öğrencimizin bine yakını uluslararası öğrenci. Tarihi kampüse giren bir insan rahat bir şekilde kendini “uluslararası bir üniversite” deyim, diyebilir.

■ Birçok üniversiteye nazaran tam bir kampüs havası var. Üniversitelerin, şehir içindeki bina yapılarından çıkıp kampüse dönüşmesi gerektiğini düşünüyorum. BULUT: Burası tarihin ve doğanın harmanı bir kampüs üniversitesi. Ağaçlarımız 300, binalarımız 150 yıllık. Bu üniversitenin bir yanı tarihe bir yanı doğaya açılıyor. Beşinci olarak; üniversitemiz “searching” (araştırma) ağırlıklı çalışma disiplinini benimsemiş bir eğitim kurumu. İlk ifademde söylediğim gibi bir teaching eğitim, bir araştırma, bir de eğitim-araştırma. Biz araştırmaya ağırlık veren ama eğitimi de ihmal etmeyen bir üniversite olmayı amaçlıyoruz. Şu anda 30 civarında lisans, 60’a yakın lisansüstü programımız var. 16 tane de doktora programımızbulunmaktadır. Yani lisans programlarımızın yarısından fazla doktora programımız var. 5000 lisans öğrencimiz, 2000’den fazla lisansüstü öğrencimiz var. Bu öğrenciler AR-GE yapacak ve inovasyonu keşfedecek. Ürettikleri projelerin ve tezlerinin, Türkiye’nin hangi sorununa çözüm önerdiğini soruyoruz. Çözüm odaklı tez yazmalarını istiyoruz. Sanayi ile ekonomi ile toplum ile iç içe olmalarını istiyoruz. Buna yeni dönemde “impect factor” diyorlar. Yani etki faktörü. Ürettiğimiz bilginin; topluma dokunan, sanayiye D Bu açıklamayı yaptığınız için sormak istiyorum. Son zamanlarda üniversitelerde yönetsel değişiklikler başladı. Yani bir üniversiteye giren bir akademisyen hiçbir şey yapmadan yerini koruyamayacak. Devlet memurluğu noktasında uyarılar yapıldı. Bilimsel makale üretemiyorsanız, topluma fayda sağlayamıyorsanız, konferanslara ve sunumlara katılamıyorsanız, dediğiniz gibi toplumun mevcut sorunlarına karşı bir farkındalık ve çözüm üretemiyorsanız, makaleleriniz etki etmiyorsa rultusunda akademiklerimizi ölçüyor ve sonuçlar doğrultusunda yolumuza devam ediyoruz.

Akademiklerin bir karnesi var mı? BULUT: Öğrencilerimiz her yıl düzenli olarak anket-testler yoluyla akademikleri değerlendiriyor. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinde her bir akademiğin, her dönem ve her verdiği ders için bir soru seti var. Az önce ifade ettiğim 5 ölçüt kapsamında öğrencilerimiz akademikleri değerlendiriyor. Bu da üreten, katma değer katan akademiğin bu üniversitede de bulunmasını sağlıyor. Değen ve oraya bir çözüm getiren etki faktörü olmasını istiyoruz.

Tez vermek için tez vermiyorlar. Yani üniversitemiz bünyemizde tez hazırlayacak bir öğrencimiz ülkeye katma değer katan tezler seçsin ve hakikaten reel bir soruna dokun-sun, temas etsin istiyoruz. Dünyada üniversiteler sıralanırken ” impect factor” olgusuna gittikçe ağırlık verilmeye başlanıyor. Akademiklerin ürettiği bilimsel makalelere ve TOBİTAK’ın projelerine baktığımız zaman, bu projelerden desteklenenlerin dahi %S’inin gerçekleşmediğini görüyoruz. Bizce tez kağıtta kalmamalı ve en kısa zamanda Product veya Project olarak ülkeye kazandırılmalıdır.

ve ciddi çalışmalar yapamıyorsanız oturduğunuz yerde kalmanız mümkün değil uyarısıydı bu. Bunu Cumhurbaşkanımızın birebir açıkladı. Otuz yıl bir üniversitedeyseniz otuz beşinci yılı göremeyebilirsiniz. ifade ettiklerinizle paralel bir açıklama bu. Siz de bu uygulamayı doğru buluyor musunuz? LUT Bizde performans kriterleri var. Akademiklerimizi değerlendirirken performans kriterleri belirledik ve bunları hayata geçirdik. Akademiklerimizi beş ayrı kategoride değerlendiriyoruz. Birincisi akademiğin ürettiği makale sayısı, ikincisi verdiği eğitim, üçüncüsü topluma hizmet, dördüncüyü “impect factor”, beşincisi ise yönetim ve uyum. Bu kriterler doğ-

Birazda üniversite-sanayi işbirliğini konuşalım. Sizinde gözlemlediğiniz üzere sanayicinin akademisyene, akademisyenin de sanayiciye bakış alanında her zaman sert rüzgârlar esmiştir. Sanayicinin akademisyene ulaşma ve kendini anlatma problemi var. Keza karşı taraf içinde aynı durum söz konusu. Bunu gidermek için neler yapmak gerekir? BLUD Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi bu maalesef. Üniversitenin ve akademik çevrnin sırça köşklerinden ayrılıp sanayici ile buluşacak yola inmemesi. Yani bir siyasetçinin halka inmemesi gibi bir şey. BULUT: Aynen lakin siya-setçinin zaten inmemek gibi bir ihtimali de yok.

■ Temassız olmuyor yani. BULUT: Siyasette kim malzemeye dokunursa o ilerliyor, sadece bizde değil. Tarihten bugüne kadar, Çin’den Alaska’ya kadar geçerli bir durum bu. Akademik çevre sırça köşkte oturuyor, indirilmeleri lazım. Elimizde bazı imkânlar var. YÖK üyeliğim döneminde de bunları tartışıyorduk. Şimdi devlet üniversitelerinde de belli şeyler yapılmaya çalışılıyor. Vakıf üniversiteleri bu anlamda önemli bir ümittir. Vakıf üniversiteleri daha rahat daha kolay mobilize edilebilir ve daha kolay sistem kurup geliştirebilir. Neden hocam? BULUT: Çünkü vakıf üniversitelerinde sözleşme var ve hocanın performansını biliyorsunuz. Sözleşmeye bağlı olarak yenileyip yenilememe durumu söz konusu.

■ Yani devam edip etmeme riski var. BULUT: Tabii ki. Devlette 657 garantisi var o sebepten akademiğin kendini geliştirmesi için bir itici güç oluşmuyor. Fakat vakıf üniversitesi bu anlamda önemli bir imkân ama Türkiye’de bu iklimi oluşturabilecek havzalar pek yok. Bu kolay bir şey değil zamana ihtiyaç var. Istanbul Sabahattin Zaim Üniversitesindeki gibi bir atmosfer bulmak zor. Doğa ve tarihin harmanlandığı bir kampüsümüz, onun yanında Avrupa, ABD ve Asya ile olan uluslararası anlaşmalarımız var. Araştırma odaklı çalışma disiplinimiz var, Üniversite-Sanayi işbirliğini önemsiyor ve o yönde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mütevellisinden rektörüne, üniversite dekanlarına, bölüm başkanlarına kadar herkesin bu işe inanması ve var olan enerjinin sinerjiye dönüştürülme-si gerekir. Yönetim çok önemli bir şey. Yönetim en önemli meselemiz bizim. Bizde un var, şeker var, yağ var. Helva yapılamamasınm nedeni yönetimdeki yetersizlik. Kim iyi yönetirse başarılı oluyor. Dünya yapmış. Bizde imkânlar ölçüsünde iklimi oluşturabilirse, bu iklimle beraber iyi bir yönetim ortaya koyarsak ve nitelikli beyinleri bir araya getirerek bir altyapı oluşturabilirsek olacak. Mutlaka olacak.

Teknoloji çağındayız ve iletişimin her kanaldan çok güçlendiği bir dönemi yaşıyoruz. istediğiniz kişiyle istediğiniz alandan iletişime geçebiliyorsunuz. Sosyal medya üzerinden bağlantı kurabiliyorsunuz. Siz bu konuda kendinizi nasıl değerlendirirsiniz? Nasıl bir rektörsünüz? Öğrencileriniz size kolaylıkla ulaşılabilirler mi? Sabahattin Zaim Üniversitesi, gelin sorunlarınızı birlikte çözelim mantığı taşıyan bir rektörle mi yönetilmektedir? Hem akademisyen yapısı hem de öğrenciler açısından bu soruyu yanıtlamanı-zı rica ediyorum. Evet. Aslında benim avantajlı olduğum bir konu. 14 yıl önce, Ankara Düşünce Araştırma Merkezi adli bir akademik dernek kurduk. Şu an ADAM’da üç bine yakın öğrenci var ve bunların 600-700 tanesi uluslararası öğrenci. Sabahları üniversitede çalışan akşam ise demekte gönüllülük esasıyla ders veren akademiklerdik. Zamanla 100 kişilik bir gönüllü akademik takım oluşturduk. Temel amacımız nitelikli beyin gücünü arttırmak, ilim alanında kazanımlar sağlamaktı. Buraya geldiğim 2013 Kasım aymdan beri de tek derdim; nitelikli beyin yetiştirmek. Kısacası benim mesai kavramım yok. Birinci derdim bu ülkenin öncü, nitelikli beyin gücünün hızla artması. Zaman çok kısa ve çok hızlı akıyor. Bunun için daha çok çabalamamız gerekiyor. Tüm yönetici arka-daşlarımı, akademik arkadaşlarım’ buna ikna etmeye çalışıyorum çünkü bu iş gönülle olursa olur. Öğrencilerimizle ve akademik arkadaşlarımla bu derdimi paylaşmanın dışında hiçbir dert bana lezzet vermiyor zaten. Benim en büyük lezzetim öğrenci ile beraber olmak, akademik ile beraber olmak ve onlara bu derdimi anlatıp yarına bu günden çok daha iyi şekilde hazırlanmak. Biliyorum ki; iki günü birbirine müsavi(eşit)olan ziyanda-dır. İsteyen herkes, her zaman ve her şekilde bana ulaşabilir ve anmda cevap alabilir. Kapım her zaman açıktır. Zamanı iyi kullanmak istiyorum. Derdim; bir rektör olarak proje yapmak, makale üretmek ve bilimsel araştırmalar yapmak. Öğrencilere ayırdığımız zamandan dolayı bunları yapamamaktan endişe ediyorum. Ben aynı zamanda Osmanlı Para Valdfları Projesini yürütüyorum. Bu yıl nerden baksamz 10’a yakın yurt içi ve yurt dışı tebliğim oldu. Uluslararası makale yayınları da yaptım. Belki çok iş var ama bu işleri dengede tutup bunları nitelikli bir şekilde hayata geçirmekte bizim bir başka görevimiz.

Günde kaç saat uyuyorsunuz hocam? Ortalama 6-7 saat uyuyorum.

Bunu zamanının çoğunu sosyal medya hesaplarında ve internette geçiren gençlerimiz için soruyorum. Belki söylediklerinizden etkilenirler diye düşünüyorum. En önemlisi planlama. Zamanı iyi planlarsanız bu söylediğim şeyleri yapmak zor değil. Bir rektör olarak ben hamd ediyorum. Çok dolu dolu bir hayat yaşadığım’ düşünüyorum. Ne kadar şükretsek azdır. En hayırlı iş ile uğraşıyoruz. Insan yetiştiriyoruz. Eğitimle uğraşıyoruz.

Hocam Türkiye 15 Temmuz gecesi ve sonrasında çok kötü günler yaşadı. Algılarımız şaştı ve değişti. Her şeyi sorgulamaya başladık. Bizim her şeye rağmen nitelikli gençler yetiştirmemiz gerekiyor. Onlara vatanına ve bu ülkenin milli değerlerine sahip çıkmayı, milletine saygı duymayı, sevgi, birlik, beraberlik, kardeşlik içinde yaşamayı öğretmek gerekiyor. Bunun için üniversitelere ve eğitimcilere düşen görevler neler olmalıdır? Öncelikle şunu ifade edeyim. 15 Temmuz, 20. Yüzyıldan beri bu coğrafyanın, bu toprakların, bu ülkenin yaşadığı en büyük ihanettir. Tabi böyle bir ihanetle Rabbim bizi bir daha karşılaştırmasın. Ama bunun için

Üniversitemiz bünyesınde tez hazırlayacak bir öğrencimiz ülkeye katma değer yaratan tezler seçsin ve hakikaten reel bir soruna dokunsun, temas etsin istiyoruz.

yapmamız gerekenler vardı. Demek ki geçmişte ihmallerimiz oldu. Bu ihmalkârlikları bundan sonra hızla telafi etmemiz gerekiyor. Şu anda içinde bulunduğumuz bu bina bizim milli şairimiz, istiklal şairimiz, İslam şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un öğrenci olduğu ve hocalık yaptığı bir bina. Halkalı Ziraat Mektebi. Akif merhumun; “Arkadaş yurdumu alçaklara uğratma sakın, siper et gövdeni dursun bu hayâsızca akın” cümlesinde ifade ettiği gibi 15 Temmuz, alçakların bu memlekete en büyük tasallutların-dan biri idi. Bu alçaklara milletimiz göğsünü siper etti. Dünyanın bütün ülkelerinin, bütün insanlarının; bu milletin nasıl asil bir millet olduğunu görmesi için demek ki 15 Temmuz gerekiyormuş. O nedenle böyle bir milletin mensubu olduğumuz için ne kadar hamd etsek azdır. Bundan sonra yapılması gerekenler var. Esasen geldiğim günden beri bu üniversiteye biraz öncede ifade ettiğim gibi ortak dersler aracılığıyla bunu anlatmaya çalışıyoruz. Osmanlı Kültür ve Medeniyeti, İslam Düşüncesi ve Medeniyeti, Sosyal Sorumluluk bilinci veren, niçin bilim yapıyoruz, niçin ilim yapıyoruz bunun düşünsel temelleri, felsefi temelleri ihtiva eden derslerimle gençlerimizi milli duruşu olan, şuurlu, vatanım, milletini seven, coğrafyasına, tarihine bağlı, milletinin değerleriyle barışık ve vatanına ihanet etmeyecek bir nesil olarak yetiştirmek istiyoruz.

Son birkaç soru ile röportajımızı tamamlayalım istiyorum. Yurt dışın-dan gelen öğrenciler ve akademisyenler var dediniz. Türkiye ve dünya üniversitelerini karşılaştırdığınızda biz neredeyiz? Bizim kendi hocalarımız, akademisyenlerimiz sizin yaptığınız gibi yabancı üniversiteler-de, dünyada herhangi bir üniversitede ders vermeli midir? Buna hazır akademik altyapımız var mı? Yurt dışından gelen akademisyenlerin Türkiye’de eğitim vermelerini doğru buluyor musunuz? Bir de üniversite – sanayi iş birliği konusunda İkitelli Organize Sanayi Bölgesi ile önemli çalışmaların ilk adımları atıldı. Şimdi firmalarla iletişim kurulmaya çalışılıyor. Çalışma kapsamında üniversiteye destek olunması açısından yani iş birliğinin doğru ilerlemesi açısından İkitelli sanayicisine düşen görevler nelerdir, neler beklersiniz? Üniversite ile iletişimleri nasıl ilerlemelidir? Sabahattin Zaim Üniversitesi olarak Sanayi Bakanı’mızın da bulunduğu bir toplantıda İkitelli Organize Sanayi Bölgemizle bir protokol imzaladık. Biz üniversitemizle iş birliği yapabilecek gönüllü firmalarımızı tespit etmek istiyoruz. Bu konuda başkanlığınız bir çalışma yapıyor üniversiteden de akademiklerimiz destek veriyor. Firmalarımızın üretim yapıları, ihracat yapıları, eksiklikleri nedir bu çalışmayla veri oluşturmak istiyoruz. Danışmanlık eksiği mi var? Ne üretiyor? Ürettiğini satıyor mu satamıyor mu? Ne yapıyor? Bütün bunlarla ilgili bir envanter çalışması ortaya çıkaracağız. Arkasından bu firmalarımızla iş birliği yapmak istiyoruz. Firmalar bu konuda ne kadar iş birliğine yatkın olursa, ne kadar bize kolaylık sağlarlarsa biz de o kadar verimli olabileceğimizi düşünüyoruz. Bu üniversiteden bütün akademiklerimizi mobilize etmek istiyoruz. Yani sadece mühendislerimizi veya işletmecilerimizi düşünmüyoruz, herkes için diyoruz. Psikologlanmızı da sosyologlanmızı da işin içine sokalım istiyoruz. Kendilerinde hangi alanda eksiklik görüyorlarsa danışmanlık vermeye hazırız.

■ Bu durum öğrenciler için de bir avantaj olur mu? BULUT: Tabii ki. Öğrencilerimize de staj ve uygulama yapma imkânı doğmuş olacak. Sormuş olduğunuz bir önceki soruda bununla alakalıydı. Bizi dünyadaki diğer üniversitelerden özellikle gelişmiş ülkelerdeki üniversitelerden, Avrupa ve Amerika’dan

Şu anda türkıye’dekı en önemli açıklarımızdan birisi nitelikli akademik barındırmak. ülkemizde çok fazla üniversite var. bu üniversite sayısındaki artışla beraber en çok nitelikli akademik kadroya ihtiyacımız var.

Nitelikli akademiğe ihtiyacımız var. Dünya standartlarında hatta standartların üstünde akademik ihtiyacımız oluyor. Bunun için uluslararası alanda akademik getirmek kesinlikle faydası olan bir şey. Dünyadaki iyi üniversitelerin akademikleri bize katılırsa iyi bir gelenek oturtmuş olursunuz o gelenekte sizi dünya standartlarına taşır. Ayıran en önemli özelliklerimizden birisi lisansta çok iyi eğitim vermemizdir. Fakat uygulamada, pratikte sorun var. Öğrencilerimiz uygulamayı bilmiyor. İkincisi ise üretkenlik Yani öğrencilerimizin sürece katılması ve üretken hale getirilmesi. Bu açığımızı bu iş birliği ile gidereceğimizi düşünüyorum. İyi bir model olarak bir örnekle de göstermek istiyoruz.

■ Öğrencileriniz ve hocalarınız, sanayicinin ürettiğini gidip üretim bandında görsün istiyorsunuz. BULUT: Yerinde görsün. Üretim nedir, nasıl yapılıyor? Akademiğimiz teorik olarak bildiği şeyi üretim bandında deneyimlesin, sanayicinin birebir karşılaştığı sorunu görsün o alandaki eksiği tamamlasın istiyoruz. Her şey kitaptaki, masadaki gibi olmayabilir. Gerçek hayatta üretim ile boğuşan, piyasa ile boğuşan insanm halini görsün. Durumunu görsün. İhtiyacmı görsün. Sorunu tespit etsin. Sorun finansal mıdır yoksa insan açığı mı vardır başka bir sorun mu vardır bunu tespit etsin. Hoca buna göre kendi bilgisini güncellesin ve o konuda topluma, üretime katkı sağlayacak şekilde katma değer elde etsin.

■ Hocam bu bizi başka bir noktaya taşır mı? Yani akademisyen sanayiciyi, üreticiyi yerinde görecek, sorunları analiz edecek, bir rapor haline getirecek ve üniversiteye sunacak. Üniversitede raporu kamu otoriteleri ile paylaşacak. BULUT: Tabii ki. İyi organize olup bu dediğimiz projeyi hayata geçirebilirsek hakikaten güzel neticeler alabiliriz. Teşvik politikalarını belirlerken belli yol gösterici şartlar çıkar.

▪ Mesela sanayici hep şikayet ediyor. “Bürokrasi bizi anlamıyor. Gelip bizi yerimizde görmediği için yukarıdan karar almakla sanayicinin sorunu çözülmüyor. Siz teşvik veriyorsunuz ama ben o teşviki alabilecek nitelikte miyim? Bürokrasi gelsin beni yerimde görsünf Diyor. Belki üniversite bu diyalogu sağlamakta aracı bir kurum olabilir ne dersiniz? BULUT: Kesinlikle. Buradan raporlar çıkar ve bu raporlar yeni politik önerilere faydalı olur inşallah.

▪ Yurt dışından gelen akademiklerin burada eğitim vermesi açısından düşünceleriniz nelerdir? BULUT: Şu anda Türkiye’deki en önemli açıklarımızdan birisi nitelikli akademik barındırmak. Ülkemizde çok fazla üniversite var. Bu üniversite sayısındaki artışla beraber en çok

NI Bir de uluslararası iletişim daha kolay kurulabilir. BULUT: O zaten yan ürün olarak kesinlikle var. Yani ne kadar uluslararası güçlü beyinleriniz varsa o kadar uluslararası bağlantılarınız artar. Ortak proje yapma imkânlannız olur. Üniversitelerimizin dünyaya açılmasında, dünyanın sorunlarına katkı sunmasında çok önemlidir bunlar diye düşünüyorum.

Gelecek planlaması yapan öğrenciler neden sizi seçmeliler? Sabahattin Zaim Üniversitesini diğer üniversitelerden farklı kılan şey nedir? BULUT: Türkiye’nin dünya çapında birkaç üniversitesinin olması gerekir. Biz bunlara büyük üniversite diyoruz. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi olarak önümüzdeki dönem Türkiye’ye liderlik yapacak beyinlerin yetişeceği üniversitelerden birini oluşturmaya çalışıyoruz ki bugün yaptığımız bilimsel ve ilmi inovasyon çalışmalarımız bu yolda olduğumuzu gösteriyor.

Ülkemizin, her alanda nitelikli beyinlere çok ihtiyacı olacak. BULUT: Evet. Bu nitelikli beyinlerin bizi seçmesi içinde bizim sebeplerimiz var. Tarih&Doğa harmanı bir kampüs, iyi bir akademik kadro, birçok uluslararası üniversite ile ortaklı, üniversite sanayi iş birliği, en az üç dil öğrenme fırsatı ve teşviki, vizyon genişleten ortak seçmeli dersler. Her biri tercih edilme sebebimiz diye düşünüyorum.

Zaman ayırdığınız ve verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. BULUT: Ben teşekkür ederim, sağ olun.

Kaynak: İkitelli OSB Haber Dergisi