Reklam
Reklam
iosb ikitelli haber -
$ DOLAR → Alış: 6,07 / Satış: 6,10
€ EURO → Alış: 6,78 / Satış: 6,80

Türkiye’de Kendi Ürettiklerimiz ile Piyasaları Kontrol Eder Durumdayız

admin
admin
  • 12.04.2017
  • 944 kez okundu

EMAS Yönetim Kurulu Başkanı Gazanfer SANLITOP

7 yıllık hayatını dolu dolu geçiren bir isim Gazanfer SANLITOP. Aynı zamanda Elektronik-Elektroteknik-Otomotiv mamulleri üretiminde dünya ile yaman EMAS’m Yönetim Kurulu Başkanı. Kendisiyle EMAS üzerine görüşeceğimizi düşünüyorduk ancak karşımızda çok sayıda kitabıyla, tarih ve kişisel gelişime katkı sunan bir cevher bulunca röportajın çerçevesi genişledi. Hayat mücadelesinde asla pes etmeyen ve yorulmadan çalışan, yönetici, şair, yazar Gazanfer SANLITOP’un, sıcak ve samimi misafirperverliğinden yansıyanları röportajımızda okuyabilirsiniz.

İkitelli OSB Haber: Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Gazanfer SANLITOP: 28 Mayıs 1940 Manisa doğumluyum. Ailemiz, Konya Karaman’dan akıncılarla birlikte Makedonya’ya göç etmiş. 1925’te babam dönmüş ve Gölmarmara’ya yerleşmişler. İlkokulu orada bitirdim. Ortaokulun birinci sınıfını Akhisar’da, ikinci ve üçüncü sınıfını Cebeci Ortaokulunda, liseyi ise yatılı olarak okudum. 1957 yılında mezun oldum. İdealimiz olan teknik üniversiteyi ilk sene kazanamadık. Sonra 5 arkadaştan üçü İTO’yü ikisi de ODTÜ’yü kazandı.1963 yılının Haziran ayında Makine Fakültesinden mezun oldum. Bizim zamammızda mastır içerisinde olmak kaidesiyle üniversiteyi 5 sene okuyorduk. Benim Mastır danışmanlığı aldığım hocam baymdırlık bakanlığında müsteşar yardımcısıydı. Sonra bakanlık da yaptı. Onun önerisiyle bakanlığa girdim ve 10 ay görev yaptıktan sonra özel bir şirketten teklif aldım. Askerliğimi, Ankara’da yedek subay olarak yaptım. Askerlikten sonra Istanbul’a geldim ve aynı firmada çalışmaya devam ettim. 1969 yılında SANLITOP Mühendislik adı altında kendi işimiz için serbest hayata atıldık. Çok geçmeden de üretim yapmaya başladık. Abim vefat ettikten sonra gençlerle bir takım sorunlar yaşadım ve 3 yıl şirketten ayrı kaldım Üç senenin sonunda 2013 yılında şirketi tekrar satın aldık. Bu bina hala ortak ama bunun dışındaki her şeyi satm almış olduk. İlk kurulduğumuz yıllarda Türkiye’de elektrikelektronik konularında yerli imalat yok gibiydi. Biz yapıyorduk yerli oluyordu. Şu anda 3.800 civarında reçetesi olan ürün var. 15.000 parçadan oluşuyor. Bunların yay, vida gibi bazı parçaları hariç tüm parçalarını kendi bünyemizde yapıp, teslim ediyoruz. 65 ülkeye ihracatımız var. Bizim ürünlerimiz daha çok sanayide kullanılan ürünlerdir.

■ Emas ne üretir? SANLITOP: Emas uzaktan kumanda, sinyal armatürleri ve şartel üretir. Yavaş yavaş elektrik-elektronik işine de girdik. Yaklaşım sensörleri yapıyoruz. Bir yılı aşkın bir süredir İngiltere’de de bir firmamız oldu. Orada da İngiliz toplumuna hitap ediyoruz. Biz Avrupa kalitesinin biraz üzerinde fiyatlarla güncelliği takip ediyoruz.

■ Sizin faklı bir kariyer yönünüz var? Çok sayıda kitabınız var ve yenilerini de hazırlıyorsunuz. SANLITOP: Benim 20’nin üzerinde kitabım var. Çanakkale geçilmedi kitabım, 2006 yılında Hürriyet gazetesiyle dağıtılmak üzere 150.000 adet basıldı. Şu anda bu rakam 200.000 adete ulaştı. Mutluluğun şifreleri kitabım 100.000 adet basıldı. Bir de çekim yasası kitabım var. Onu 15.000 adet bastık. Kitaplarımı sizlere de tanıtırım. Basılmamış 3 kitabım var.

■ Bu kadar kitap hazırlayarak her şeye zaman ayırmayı nasıl başarabiliyorsunuz? SANLITOP: Şöyle izah edeyim. Bizim bir iş dünyası vakfımız var. Eski Sanayi Bakanı Ali Coşkun başkan ben başkan yardımcısıydım. Şimdi biz çekildik ve gençlere bıraktık. Hatta şu anda Ali Bey’in oğlu var. Orada KOBI’lere dönük toplantıları= oluyordu. 60 ülkenin katıldığı bir toplantıda Mısırlı bir Profesör şu sözleri ifade etmişti: “Zaman kılıçtır, iyi kullanamazsanız sizi de keser”

ZAMAN KILIÇTIR, İYİ KULLANAMAZSANIZ SİZİ DE KESER

HEDEFIMIZ KALITELI OLMAK. KALITE CÖMERTLİKTİR. MALZEMEDE CÖMERTLIK, İŞÇİLİKTE CÖMERTLIK, KONTROLDE CÖMERTLIK…

Ben sabah 5’te kalkıyorum ve 8’e kadar bilgisayarda yazıyorum. Akşam ise; Fenerbahçe’nin maçı yoksa saat 20.00’dan 23.00’a kadar yine yazıyorum. Söylemek istediğim şu; zaman var ama kullanmasmı bilmek lazım.

■ Şu anda bizim jenerasyonumuz ve bizden sonraki jenerasyona baktığımızda çoğunun zamanın yetmemesinden şikayet ettiğini görüyoruz. Siz bu kadar uzun ömürlü bir hayatın içerisinde hala üretmeye çalışıyorsunuz. Ayrıca kişisel gelişim açısından da çok önemli bir örneksiniz. SANLITOP: Girişimcilik adlı kitabımda hemen hemen her konuyu örnekler vererek açıkladım. Biz dönem itibariyle önemli bir kuşağız. Mesela; benimle mezun olan arkadaşım Türkiye’nin ilk CEO’su. Koç Holdingle çalışmaya başladı. Şimdi yönetim kurulu üyesi. Mustafa Bey vefat etmeden önce başkan yardımcısıydı. O vefat edince üye oldu. Diğer bir arkadaşımın tersaneleri var. Her biri iş hayatında çok kayda değer yerlere geldiler. Biz de belli bir yere geldik diyebilirim.

1960 kuşağı ses getiren bir kuşaktı. Sonrasında, hatta 1980’den sonra başarılı olmanın kriterlerini fazlasıyla taşıyan bir kuşak yok gibi Yanıyor muyum? SANLITOP: Yok tabi. Bir de burada politika yok. ITÜ gibi dev bir kaynak vardı elimizde. Öğrenciler staja bize gelirlerdi. İyi bir eğitim aldık. Hocamız, İngiltere’ye gidip ders veriyordu. İşin temeli düşünmekte yatıyor. Düşünü-yorsanız bir şeyler yapıyorsunuz.

Bu kadar doluluğa ulaşmak sadece dönemin iyi bir üniversitesinde eğitim almaktan geçmiyor değil mi? Günümüz genç kuşağı; bir tane kitap okumak yerine saatlerini sosyal medyada geçirmeyi tercih ediyor. Sizler gibi nitelikli ve dolu olabilmek için bir bireyin nelere sahip olması gerekiyor? SANLITOP: Yaradılış meselesinden çok aile kavramı önemli Bizim ailemiz kuşaklar boyu çok çalışmış. Ben çocukken su, nohut, çekirdek alır, sinemada satardım. Yani hep ticaretin içindeydik. Tuğla kiremit ocağımız vardı üretimin içindeydik. Bayram günleri işçiler memleketine giderdi, biz beklerdik. Aile kültürünün yetişmenizde çok etkisi var. En önemli mevzu ise ailenin size dürüstlüğü öğretmesidir. Mesela; bazen yaramazlık yapardım. Annem beni kovalardı, ben de kaçardım. Sonrasında annem; “Gel dövmeyeceğim” dediğinde giderdim. Çünkü ona inanırdım

AILE KÜLTÜRÜNÜN YETİŞMENİZDE ÇOK ETKISI VAR. EN ÖNEMLI MEVZU İSE AILENIN SIZE DORÜSTLÜĞÜ ĞRETMESİDİR.

ve o da gerçekten dövmezdi. Bizim inancımıza göre; yüce Allah kazancımızı bizde görmek istiyor. Nefsi köreltmeyeceksiniz. İnsana değer veren ve insanın nefsini öldürmeyen ama çokta sivrilmesi-ne izin vermeyen bir sistem olması gerekiyor. Nefis bizim en sevimli dostumuz.

■ Peki, nefisteki tehlike sınırını nasıl korumak lazım? SANLITOP: Bilinçlenmek gerekiyor. Bir hocam vardı. Ramazan ayında bir televizyon kanalında sohbet verirdi. O hocam hep derdi ki; “İncitmemek kolay, incinmemek zor.” Hocamız, bir gün durakta beklerken yanına bir çocuk geliyor. “Efendim arzu ederseniz sizi karşıya geçireyim”diyor. Hocamız; “Temiz hislerle bana bu teklifte bulunan bir çocuğa ben nasıl otobüs bekliyorum diyebilirim” diyor ve koluna girip karşıya geçiyor. Çocuk gözden kaybolunca dadurağa geri dönüyor. Bir gönül incineceğine, nefsim sen kırıl sözü de ona aittir.

■ Çok anlamlı bir tevazu örneği. Sizi yorduk ama Emas ile ilgili birkaç soru daha sormak istiyoruz. ikitelerden verim alabildiniz mi? Bir iş adamı ve bir sanayici olarak Türkiye’nin geleceği hakkındaki öngörüleriniz nelerdir? Neler hedefiyorsunuz? SANLITOP: Biz Emas olarak biraz şımarıldık olacak ama Türkiye’de kendi ürettiklerimiz ile piyasaları kontrol eder durumdayız. Büyük firmalar Emas’ı almak istediler ama satmadık, inşallah satmayacağız da. Çünkü biz ürünlerimiz için Amerikan, Alman standardı, Türk hatta duruma göre Rusya ve Polonya standartlarını aldık ve kullanıyoruz. Standartlara uygun kalitede ürünler yapıyoruz. Fiyatlarımızda çok uygun. Uzakdoğu pazarındaki fiyatın çok az üzerinde hatta birçok bakımdan daha aşağısında fiyatlarla ürünler yapıyoruz. Hedefimiz kaliteli olmak. Kalite cömertliktir. Malzemede cömertlik, işçilikte cömertlik, kontrolde yaptı? Neden ona yüz vermediniz?” diyor. Padişah da; “Hayır. Abdestim yoktu. Oğlunun da ismini biliyordum. Adı Muhammed’di. Peygamber efendimize saygımdan ötürü müsaade etmedim.” diyor. Bizler yaşamımızı bu kadar hassas ve saygı ile sürdürmeye çalışıyoruz. İnsanları önemseyerek, yanımızdaki her çalışanı kıymetli görerek ve değer vererek yöneticilik yapmaya çalışıyoruz. Müsaade ederseniz bir şiirimle röportajımızı tamamlayalım. Bir çocuğa iki tane oyuncağı verdiğin zaman hangisine koşacağını şaşırır. Ben bir şey yazdığım zaman çok mutlu oluyorum nereden bakacağımı bilemiyorum. Tabiatı ve tabiatı oluşturan unsurları çok önemsiyorum. Şiirim de bu içerikte bir şiir.

■ Günde kaç saat mesai yapıyorsunuz? SANLITOP: Burası beş gün çalışır. Cumartesi, Pazar günleri tatildir. Ben çok erken saatlerde işimin başında olmaya çalışıyorum. Bilgisayardaki yazımlarım üzerine çalışıp diğer işlerimle ilgileniyorum. Çalışanlarımız bayramlarda izinlidirler ve senelik izinleri vardır. Buraya giren her eleman iki ay sonra asil üye olur ve hemen özel sağlık sigortası yapılır. Hastalığı ile ilgili istediği bir hastanede tedavisini olabilir. Biz çalışanlarımızı ve onların çalışma koşullarını çok önemsiyoruz.

■ Yine İkitelli’ye dönelim. İkitelliyi sanayi ve sanayici açısından değerlendirir misiniz? SANLITOP: Buraya 1992’de başladık. Ruhsatını geçen sene alabildik ve sanki yeni bir bina gibi zemin etüdünü yaptırarak geldik. Genel ifade edersek bürokrasi yoruyor. Bizler işlerimizin daha hızlı ve kolay ilerlemesinden yanayız. İkitelli günümüz kentleşme koşullarında tercih edilebilir bir bölge ancak yatırımların daha planlı ve günlük hayatı etkilemeyecek koşullarda yapılması gerekir.

■ Son olarak eklemek istedikleriniz varsa onları alalım. SANLITOP: Yaşanmışlığımdan hareketle bir kıssadan hisse ile sözlerimi sonlandırmak isterim. Padişah bir yerden dönerken vezirinin evinin önünden geçiyor. İhtiyaç molası veriyor. Vezirin oğlu ona su tutmak istiyor ancak padişah kabul etmiyor. Vezirin su dökmesini kabul eden padişah aynı zamanda veziriyle de konuşmaya başlıyor. Vezir; ” Hünkarım, oğlum daha önce yanlış bir şey mi

Benden öncede vardın. Doğum beşiğim oldun Her yerde seni gördüm benim her şeyim oldun

Çelikle çomak oldun, ilk oyuncak ömrümde. Kızılcık sopasıydın, yerin vardı örfümde.

Yeşilin her tonunu yaprağmda tanıdım. Doğanm gerçeğini varlığmda anladım.

Kalem oldun elimde, şarkı oldun dilimde. Umut oldun çölümde, gölge oldun yolumda.

Çobanımm asası, oklavası annemin Sandık oldun sakladın, çeyizini ninemin

Dipçik oldun tüfeğe, vatanımı bekledin. Kök saldın toprağıma, aşınımı önledin.

Gün geldi fidan oldun, umut oldun gönlüme. Gün geldi yanıverdin, leke oldun alnıma.

Gün geldi ateş oldun, çorbamızı kaynattın. Gün geldi cehennemi, bize sen hatırlattın.

Çit oldun bahçemizde, çevremizi donattın. Orman oldun her yerde, iklimi ferahlattın.

Ayva oldun, nar oldun, bizim için var oldun. Meyvenle çiçeğinle, en vefalı yâr oldun.

Çirkinleşen dünyada, sen en kutsal güzellik Şu kısacık hayatta, en uzun beraberlik

Sen benim ailemsin, en sevgili çocuğum Seninle başlamıştım, sende son yolculuğum.

Kaynak: İkitelli OSB Haber Dergisin