Reklam
Reklam
iosb ikitelli haber -
$ DOLAR → Alış: 4,65 / Satış: 4,66
€ EURO → Alış: 5,46 / Satış: 5,48

Yerlilleşmede Yenileşme Kültürü

İOSB Haber
İOSB Haber
  • 03.05.2018
  • 320 kez okundu

Prof. Dr. Bülent EKER
NKUTEK Genel Müdürü

Küreselleşmenin getirdiği unsurlar içinde uluslar ürettikleri ve dünya
pazarlarına sundukları ürünlerinin geniş çapta kullanılmasını temin etme
yolunda çaba harcarken ülkelerde sahip oldukları kazanımları dünya
ölçeğinde kullanma için büyük çalışmalar içine girmiştir.

 

 

 

 

Küreselleşmenin getirdiği unsurlar içinde uluslar ürettikleri ve dünya pa­zarlarına sunduktan ürünlerinin geniş çapta kullanılmasını temin etme yolun­da çaba harcarken ülkelerde sahip ol­duklan kazanımları dünya ölçeğinde kullanmak için büyük çalışmalar içi­ne girmiştir. Şüphesiz üretilen ürün satılmak için vardır. Ancak bunu devamlı dışa bağımlı olarak almaya kalkarsak yerli üretim sanayini bal­talamış hatta onu öldürmüş oluruz. Ülkelerde bunu bildiklerinden dolayı bir taraftan ürettikleri ürünleri gerek iç gerek dış pazarlara olabildiğince satmak için çaba harcarken bir taraf­tan da teknolojik ürünleri kendi ya­pabilme becerisini arttırmak için bü­yük uğraşı vermektedirler. Bu durum ülke sanayilerinin güçlenmesine yol açmaktadır. Olası bir kriz esnasında dışa bağımlılığın yaratacağı sorunlar böylece göğüslenmiş ve geleceğe hu­zurla bakabilme olanağı yakalanmış olacaktır. Tabiki sadece bir ürünü yerlileştirmek değil onun üzerinde teknolojiyi kullanarak geliştirmek ve dolayısıyla Dünya pazarlarında far­kındalık yaratmak en çok arzulanan bir husustur. İşte bu makalede yerli­leştirmenin yenileşme kültürü içinde yapımının ülkelere kazanımları açık­lanacaktır.Her ülke kendi sanayisine sahip olmak için çaba gösterir. Bu sanayi­leşme devriminin başladığı 18.yy.’dan beri böyle gelişmiştir. Ancak tekno­lojinin hızla geliştiği 20. yy. sonları 21.yy başlarında sanayi artık kapalı kutu olmaktan çıkmış küresel aktör­ lerin elinde adeta bir egemenlik un­suru haline dönüşmüştür. Sanayileş­mesine yeteri kadar önem vermeyen ülkelerin sürekli dışa bağlılığı artmış adeta dışarının kölesi haline gelmiş­lerdir. Hal böyle iken akılcı mantığı güden ülkeler sahip oldukları bilgi ve tecrübeyi sürekli geliştirmişler ve bu teknolojiyi yine diğer ülkelere kapalı, kutuları kilitli olacak şekilde transfer etmeye başlamışlardır. Bu durum sa­yıları iki parmağın sayısı kadar olan ülkelerin diğer dünya ülkelerine kar­şı üstünlük sağlamasına yol açmıştır. Akılcı ve geleceği gören politikalar izleyen bu diğer ülkeler arasında ba­zıları da adeta teknolojik üstünlüğü olan ülkeleri taklit etmeye başlamış her üretilen ürünün benzerlerini oluşturmuş ve dünya pazarlarında daha ucuz fiyatlarla yer almaya baş­lamıştır. Tabi ki bunu gören gelişmiş ülkeler taklit ürünleri satan ülkele­re karşı bir çok yaptırımlar yanında ürünlerin piyasada tutulmaması için her türlü karalama kampanyalarına başlamışlardır. Ancak hani bir söz vardır; “Akıl akıldan üstündür” ku­ralı ile bu sefer üründe taklit yapma politikasını izleyen ülkeler yenileşme kavramı içinde faaliyet göstererek daha üstün ürünler çıkarmaya başla­mışlardır.

SANAYILEŞME POLİTİKALARI

Tüm bu yukarıda anlatılanlar as­lında ülkelerin sanayi politikaları ile ortaya konulmaya çalışılır. Ülkemiz kurulduğu yıllardan beri bir sanayi­leşme politikası vardır ancak günün koşullarına göre hızla revize edilme­diği de bir gerçektir. Ancak son yıl­larda bu sanayi politikalarının ciddi olarak ele alınıp tüm aktörlerin gö­rüşleri doğrultusunda oluşturulmaya çalışıldığı da unutulmamalıdır Tabi ki yapılanlar yeterli değildir. Eğer ülkemiz 2023 hedeflerini hızla yaka­lamak istiyorsa yerlileştirme yanında yenileşme politikalarını da hızla dev­reye sokmalıdır.

Bu politikalar, ülkenin uzun dö­nemli, kalıcı büyümesini sağlayarak orta gelir tuzağından çıkmasını sağla­yan politikalardır. Ihracatı temel alır. Adları değişik ülkelerde farklıdır. Örneğin uzak doğuda dışa açık büyü­me adını almıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde ‘savunma politikası’ (defence policy) olarak adlandırılan politikalar esasında büyük ölçüde sanayi politikaları olarak sınıflandı­rılabilir. Avrupa Birliği’nde ise resmi olarak sanayi politikası olarak adlan­dırılan politikalar bizim anladığımız manada sektör bazlı sanayi politika­ları değil, teknoloji, işletme, KOBİ v.s. politikalara verilen addır.

Biz bu politikalara yerlileştirme yanında yenileşmeyi de katarsak işte o zaman dünya ülkeleri ile boy öl­çüşmemiz daha da gelişir. Hiç uzağa gitmeye gerek yok. Daha dün 100’ün altında yer alan toplam Ar-Ge Mer­kezi sayısı bugün 700’leri geçmiş durumdadır. Şüphesiz bunlar akılcı politikalarla yapılır. Belki bu sayının önce artışı ne getirecek şeklinde yo­rumlanabilir. Ancak bu sayı ile bir Ar-Ge inovasyon kültürü de sanayiye aşılanmış olacaktır. Sadece vergisel teşvikler değil teknolojik üstünlük­lerde sağlanıp uluslararası rekabette gücümüzün artmasına yol açacaktır. Türkiye henüz teşvik politikalarında, sektör ayrımı ve stratejik kavramına sahip değil. Diğer bilimsel ve sanayi destekleriyle teşvik politikaları ara­sında bir eşgüdüm yok. Bu da bir çok önemli alanda hızlı gelişmemizi engelliyor. Yani politika kurgusunu yaparken tüm yönleri ile ele alınma­sının yararı olacaktır.

YERLİLEŞTİRME POLİTİKALARI

Türkiye’de en önemli sanayi poli­tikası alamnın şu anda savunma sana­yi ve 4.5G yerlilik politikası olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda SSM ve BSTB çok güzel çalışmalar yapıyor. Bu çalışmalara havacılık ve uzay ça­lışmaları da eklendi. Yerlileşme üze­rinden teknolojik ve üretim kabiliyet­lerinin geliştirilmesini amaçlayan bu politikalar geliştirildi ve BTK tarafın­dan icra ediliyor. Eğer bu politikalar iyi icra edilirse Türkiye haberleşme alanında dünyanın en önemli tekno­loji geliştirici ve üretici ülkeleri ara­sında yer alabilir. 21. yüzyılda önemli bir tren yakalanmış olur. Aynı şekil­de savunma sanayinde, havacılık ve uzay sanayinde önemli kazanımlar yapıyoruz. Peki, bu yeterli mi? Hayır. Mutlaka bir taraftan yerlileştirmeyi sağlarken bir taraftan da yenileşmeyi tüm sektörler bazında gerçekleştir­meliyiz.

Şüphesiz bu konuda ülkenin eko­nomik kaynaklarımn tam anlamıyla yeteceği de söylenemez. İşte o zaman uluslararası kaynakları ancak akılcı bir yönetim mantığı ile içe çekebil­menin yollarını aramamız gerekiyor. Bunda doğru ve kalıcı işbirliklerin önemi var. Yoksa finansı dışa bağım­lı bir sanayi ülkeyi uçuruma götürür. Örneğin plastik ve alüminyum sana­yinde oldukça gelişmiş fabrikalara sa­hip olmamıza karşın ham madde ko­nusunda dışa bağımlılığımız devam etmektedir. O halde yerlileştirme sadece sanayide değil aynı zamanda

 

sanayiye ham madde sağlayan sek­törlerde de olmak zorundadır. Eğer bunu başarırsak; bir taraftan yerli ham madde kaynaklarının efektif kullanıl­masına yol açacağız diğer taraftan da dışa bağımlılığın yolunu kesmiş ola­cağız. Bu da yeter mi? Hayır. Çünkü ham maddeyi sağlayan sektörü, onu işleyen sektörü yerlileştirme yetmez. Dünya ölçeğinde kabul görecek yeni ürünler çıkarmamız gerekir. Bu da Ar-Ge ve inovasyonla oluşur.

3.YENİLEŞME KÜLTÜRÜ

Ar-Ge ve yenileşimin temel taşı “Yeniliktir” Genelde müşteri ihtiyaç­larının değişmesi ve yeni ihtiyaçların ortaya çıkması sonucu “yeniliklere” ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yenilik ih­tiyacı, bir yandan yeni ürün/hizmet ve üretim şekli ile ilgili olsa da öte yandan hammadde temini, lojistik, pazarlama ve diğer işletme fonksi­yonlarında benzer ihtiyaçları ortaya çıkarmaktadır.

Değişimi ve sürekli yenilenme­yi büyük mütefekkir Celaleddin-i Rumi; “Dün dünde kaldı, bugün yeni şeyler söylemek lazım” sözleriyle ifa­de etmişti. Rumi’nin söylediği sözün üzerinden neredeyse bin yıl geçti. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor ve dünya artık tekil dünya­lardan oluşmuyor. Gelişmişliğini is­patlamış kültürler bile bu değişime karşı direnmekte zorlanıyor. Malla­rın ve hizmetlerin sınır tanımadığı bambaşka bir dünya bu. Malmız ra­kiplerinizden biraz daha az iyi, hiz­metleriniz biraz daha yavaş, yönetim yapınız biraz daha verimsiz olsa ha­yatta kalmanızın imkânsız olduğu bir dünya bu…

Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyon kapasitesini arttırmak için kısa, orta ve uzun vadede yapılması gereken önemli işler vardır. Bir dönüşüm programı, inovasyon modeli, örgüt­lenme biçimi ve proje yönetim yak­laşımı geliştirilmiştir. Ayrıca bu stra­tejik dönüşümü gerçekleştirebilmek için amacı, tarafları, hedefi belirlen­miş somut projeler önerilmektedir. İşte temelinde bu unsurları barındı­ran yerlileştirme yaparken yenileş­meye de mutlaka yer vermemiz ge­rektiğini söylüyorum.

Günümüzün rekabetçi iş ortamın­da yerlileştirme, Ar-Ge ve inovasyon kavramlarının, gerek ülkesel gerek global alanda büyük önemi vardır. Türkiye bu anlamda geçmişten günü­müze belirli bir yol kat etmiş olsa da hedefler her geçen gün büyümekte ve büyüyen bu hedeflere ulaşabilmek için kullanılan yöntemler değişmek­tedir. Hedef büyüdükçe ve yöntem değiştikçe daha zorlu rakiplerle mü­cadele etmek durumunda kalaca­ğımız bilinmelidir. Bu mücadelede “Dünkü rakiplerimiz kimlerdi, ora­dan buraya gelmeyi nasıl başardık ve bundan sonra gitmek istediğimiz yoldaki rakiplerimiz kimler olacak ve bunu nasıl başaracağız?” soruları­nı bilimsel ve uygulanabilir verilerle analiz etmemiz gerekiyor. Bunun da temeli kamu-üniversite ve sanayi iş­birliğinin özlenen anlamda hedefleri yerlileşirken yenileşmeyi de bir kül­tür olarak ele almaktan geçiyor.

Bu yüzden de teknolojiye son derece önem vermemiz ve katma değeri yüksek ürünler geliştirmemiz gerekiyor. Ülkemiz genç bir nüfusa sahip. Doğru yönlendirmelerle genç nüfusumuz yenilikçi anlayışımız için çok büyük bir avantaj sağlayacaktır. Büyük önem teşkil eden bu potan­siyelimizi doğru kullanarak yenilikçi bir yaklaşımla katma değeri yüksek ürünler üretip değerler yaratabilir, gençlerimize yeni iş sahaları yarata­rak ülkemizin geleceği için vizyonu geniş, yenilikçi bireyler kazandırarak Türkiye’nin gelişmesine çok büyük katkılar sağlayabiliriz.

KAYNAK : İOSB Haber